|


 |
1084 yılında Anadolu Selçuklu Devleti komutanlarından Emir
Karatekin tarafından ele geçirilen Zonguldak ve yöresi, Anadolu
Selçuklu Devleti ile Büyük Selçuklu Devleti arasındaki sürtüşme
nedeniyle, önce Bizanslılar, sonra da Danışmendlilerce işgal
edilir. Ancak Anadolu Selçuklu Devleti kısa bir süre sonra
toparlanarak, yöreyi yeniden ele geçirir (1186)IV. Haçlı
Seferi'nden sonra Bizanslılar dağılma, Anadolu Selçuklu Devleti
ise çöküş sürecini yaşadığından, bölgenin kıyı şeridi
Cenevizlilerce alınır; iç kesimlerde ise Candaroğulları gelişir.
Osmanlı İmparatorluğunun gelişme döneminde Padişah I. Murat
bölge topraklarını Osmanlı sınırına katmak istemiş, ancak halk
buna karşı çıkarak Candaroğullarının yanında yer almıştır. Bunun
üzerine Osmanlılar Cenevizlilerle anlaşarak, 1380'de Kdz.Ereğli'yi,
1392'de de Zonguldak ve çevresini kendi topraklarına katmış,
kıyı şeridindeki ticari yaşam ise yine Cenevizlilere
bırakılmıştır.
1460 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Amasra'yı almasıyla
birlikte yöredeki Hıristiyan bezirganlar İstanbul'a göç etmiş;
yöre Osmanlıların ilgisini çekmeyince de, 1654 yılında Kazak
korsanlarca, daha sonra da korsanlara karşı halkı korumak
amacıyla bölgeye gelen yeniçerilerce yağmalanmıştır. Yörenin
ekonomik ve ticari önemini yitirmesi ve devletin yeterince sahip
çıkmaması sonucu, eşkıyalar ve ayanların baskısı halkı göçe
zorlamıştır.
1829 yılında taşkömürünün bulunmasıyla yeniden önem kazanan
bölgede 1848'de ilk kömür ocakları kurulmuş, 19. yüzyılın sonuna
doğru İngiliz, Fransız, Belçika, Rus şirketleri taşkömürü
üretimi yapmak üzere yöreye akın etmiştir. Yöredeki şirketlerin
haklarını korumak ve üretimi artırmak bahanesiyle Fransız
askerleri önce Zonguldak'ı, ardından da Kdz.Ereğli'yi işgal
etmiş (1919); ancak, Zonguldak ve çevresinde oluşturulan
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine bağlı milis güçlerinin karşı
koymasıyla 18.06.1920'de Kdz.Ereğli'den, 21.06.1920'de ise
Zonguldak'tan çekilmek zorunda kalmışlardır.
|