Zonguldak
Tarihi
Tarihi
Zonguldak havalisinde genel olarak 16., 17. ve 18. yüzyıllarda çok önemli olaylar yoktur. Ancak, 18. yüzyılda bölgede Ayanlar’ın ortaya çıktığını görüyoruz. Gerçekte Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu’nun bir çok köşesi gibi bu bölgeyi de kaderine terk etmiştir. Osmanlı çağındaki adı ile Bender-i Ereğli, Filyos (Hisarönü) ve Devrek, küçük birer yönetim merkezi ve salt kendi çevrelerinin Pazar yeri durumunda kalmışlardır.
18. yüzyıldan sonra Ereğli’de yelkenli gemiciliğin önem kazandığı görülür. Fakat, bugüne değin iyi iş yapan yerli armatörler (gemi işletenler), çağın gereklerine (gelişen teknolojiye) uymayı başaramadıkları için birer ikişer iflasa sürüklenmişlerdir. 18. yüzyılın başlarında çevreyi geçen Uluslu İ. Hamdi Efendi, Atlas adlı eserinde Zonguldak ormanlarının olağanüstü zenginliğini dile getirir.18.yüzyılın ikinci yarısında Şile’ den Cide’ ye kadar bir çok iskelenin "hatab ( odun) iskelesi" yükümlülüğüne bağlandığı bilinmektedir. Odun iskelelerinin başlıcaları;Karasu, Ereğli,Filyos, Bartın çayı, Amasra ve Cide’ dir. Başkent İstanbul’ un yakımlık odun ihtiyacının yanı sıra bu iskelelerden Tersani Amire için gemi keresteleri, tomruk ve direk sağlanmaktadır. İç kesimlerde yaşayan halk toprağa bağlı,tarım, ormancılık ve hayvancılıkla ilgilenmektedir.
1825’ de Bolu sancağı; Merkez, Çağa, Kıbrıscık, Mengen, Gerede, Viranşehir(EskiPazar), Traklıborlu (Safranbolu), Yenice, Yedidivan, Ulus, Onikidivan (Bartın), Hızırbeyili, Mudurnu, Konuralp ve Ereğli kazalarından oluşmaktadır. Şimdiki Zonguldak şehir merkezi; Ereğli kazasına bağlı, deniz sahilinde ‘’Tahta İskelesi” olan bir koydur. Tahta İskele çevresinde depolanan kerestelerin, buradan İstanbul’ a Haliç Tersanesine gönderildiği bilinmektedir. Çağın gereği olarak, deniz ulaşımında buhar gücü için gerekli olan "buhar kömürü" daha sonraki yıllarda yine bu sahillerden sağlanacaktır.
Taşkömürü’ nün varlığı 1830’ dan itibaren kesin olarak bilinmektedir.1830 - 1848 tarihleri arasında arama ve işletmecilik faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte; 29 Temmuz 1843 (2 Recep 1259) tarih ve 3874 numaralı Sadaret-Sadrazamlık Tezkeresi’ nde Ereğli ve Amasra’da üretilen "vapur kömürünün" İstanbul’ da pazarlanmasından söz ederek gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra Devlet hazinesine sağlayacağı katkı anlatılmaktadır. 1848’ de yapılan inceleme ve düzenlemelerle, "taşkömürü bulunan yerler" saptanarak "havza sınırları" ilk kez tanımlanmıştır. I.Abdülmecid’in fermanıyla; Taşkömürü Havzası “Evkaf-ı Celile-i Mülükane" (Vakıflar İdaresi Mülkleri) topraklarına dahil edilmiş, I.Abdülmecid Vakfı adına tapulanmıştır. İdaresi ve işletilmesi de Hazine- i Hassa’ ya (saray bütçesi) verilmiştir.Taşkömürü Havzasından elde edilecek yıllık kira bedeli Evkaf Nezareti ( vakıflarla ilgili işleri yürüten örgüt ) denetiminde, dini hayır kurumlarına tahsis edilmiştir.
Taşkömürü havzasında üretimin arttırılması için işgüçü ve taşıma eksikliklerinin giderilmesi zorunluluğu doğmuştur. Padişah I. Abdülaziz’ in (1861-1876) emriyle, havzanın yönetimi 10 Şubat 1865’ de Bahriye Nezaretine devredilerek, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte Mirliva (Tuğamiral) Dilaver Pata atanmıştır. Havzasının yönetimini elinde bulunduran Bahriye idaresi tarafından 26 Nisan 1867 tarihinde, "Ereğli Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi" yapılmıştır.
TBMM Hükümeti, 20 Nisan 1920’ de
Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve Zonguldak’ı Bolu
Bağımsız mutasarrıflığından ayırarak, Kastamonu vilayetine
bağladı. 14 Mayıs 1920’ de de Zonguldak kazasını
mutasarrıflık haline getirilerek, Kaza Kaymakamı Ahmet Cevdet
Bey mutasarrıf vekili olarak görevlendirilmiştir. TBMM’ nin
ilk mutasarrıflık yaptığı ilçe olarak tarihdeki yerini
alacaktır.
Türkiye Cumhuriyetinin İlk İli Zonguldak; 1 Nisan 1924
tarih ve 491 sayılı Teşkilat- ı Esasiye Kanunu’ nun 60.
maddesine göre sancaklar kaldırılınca, Zonguldak bağımsız
mutasarrıflığı, Vilayet yapılmıştır.
Zonguldak Adının Kaynağı ; Zonguldak isminin verilişi
çeşitli rivayetlere dayanmaktadır; sazlık ve kamışlık anlamına
gelen zongalıktan, sıtmanın titremesini tarifen
zonklamaktan ve bir başka rivayete göre de, sisli bir havada
gemisiyle buraya giren kaptanın sis kalktıktan sonra burası
zongalıkmış demesinden, semer otu’na (kemer otu,
kındıra otu) zongura denmesinden, Zonguldak isminin
verildiği söylenmektedir.
Kent adını, "Sandraka / Sandrake" adıyla bilinen
yerleşim, adını Sandra Çayından alarak Zonguldak‘a
dönüşmüştür.
Bir başka görüşe göre; Göldağı’ nın nirengi noktası
alınması sonucu , Göldağı kesimi ya da bölgesi anlamına gelen
“ Zone Ghuel Dagh” ın Türkçe okunuşundan almıştır.
Necdet Sakaoğlu’nu tespitine göre de; “Daha çok şimdiki
Zonguldak’ın bulunduğu yerde ocaklar açan Fransız girişimciler
yörelerinin çok engebeli ve sık ormanlık oluşu sebebiyle
buralara Jungle (Cangıl) adını vermişler, buna yerli
halkın orman anlamında kullandıkları dav - dağ kelimesi
de eklenince zamanla Zonguldak biçimini alacak olan "Jungle-Dağ"
ismi doğmuştur.”
